Eşyânın ve olayların idrâki, kavranması; maddî
mânevî sırlara vâkıf olma ve bilme. İlim, lügatte “bilmek” demektir. İlmin çok
çeşitli târifleri yapılmıştır. Bu târiflerden bâzıları şöyledir:
“Varlığı mevcûd olan bir şeyin kesin olarak kabûl edilmesidir.”
“Bir şeyin sûretinin, şeklinin akılda meydana gelmesidir.”
“Akıl sâhibi olan insanın, kendisinin dışında bulunan şeyleri olduğu gibi
kavramasıdır.”
“İnsanın bir şeyin mânâsına ulaşmasıdır.”
İlim, insanın sonradan elde ettiği bir sıfatıdır. İlim, aynı zamanda Allahü
teâlânın sıfatlarından biridir. Fakat O’nun ilmi, yarattıklarınınki gibi
değildir. Allahü teâlânın ilmi, ezelî ve ebedî olup, başlangıcı ve sonu
yoktur. O herşeyi bilir, O’nun ilmi, herşeyi kuşatmıştır. Fakat insanın ilmi,
meydana gelişi, kazanılması bakımından bâzı şekiller arz etmektedir. Aklın,
düşünmeden elde ettiği bilgilere “bedihî ilim” denir. Hesâba, tecrübeye
(deneye) dayanan bilgilere “istidlâlî ilim” denir. Fen bilgileri böyledir.
Duygu organlarıyla elde edilen bilgilere de “zarûrî ilim” denmektedir.
Görmekle, işitmekle, tatmakla, dokunmakla ve duymakla elde edilen bilgiler
böyledir.
Arapça olan “ilim”, “mârifet” ve “şuûr” kelimelerinin mânâ bakımından
birbirine yakınlıkları vardır. İlim bilmek; mârifet tanımak, şûur idrak etmek,
akılla kavramak demektir. Bu kelimelerden türeyen “âlim, ârif ve şâir”
kelimelerinde de bu mânâlar mevcuttur. “Ulemâ”, âlim kelimesinin çoğulu olup,
âlimler (bilenler) demektir. İlim kesbîdir, yâni sebeplere yapışarak,
çalışarak elde edilir. Mârifet, keşif ve ilham ile hâsıl olur. Mârifet, kalbe
doğan bir nûrdur, çalışmadan ele geçen ilâhî ihsânlar, lütuflardır. Bunlara
“vehbî ilimler” veya “meârif-i ledünniyye, meârif-i ilâhiyye ve hakâyık-ı
Rabbâniyye” de denir. İlim, üstâddan, yâni bir bilenden öğrenilir. İlâhî
mârifetler, yâni Allahü teâlâyı tanımaya yarayan bilgiler, keşif ve ilhâm ile
hâsıl olur. Bunlara kâmil ve mükemmil (tasavv